fransa

 -Yüzölçümü: 551.500 km2 -Nüfusu: 56 milyon kişi -Başkenti: PARISİber Yarımadası üzerinde yer alan, kuzeybatıda Atlas Okyanusuna, Güneydoğuda Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Akdeniz">Akdenize komşu olan farklı oluşumlu dağlara ve düzlüklere sahiptir. Tarım ve ha...

Bu başlıkla ilgili :
 
-Yüzölçümü: 551.500 km2
-Nüfusu: 56 milyon kişi
-Başkenti: PARIS

İber Yarımadası üzerinde yer alan, kuzeybatıda Atlas Okyanusuna, Güneydoğuda Akdenize komşu olan farklı oluşumlu dağlara ve düzlüklere sahiptir.
Tarım ve hayvancılık modern şekilde yapılır.
Gıda üretiminde Avrupanın en önemli ülkesidir.
Dokuma sanayi gelişmiştir.
Avrupanın bu sanayi ülkesinde demir-çelik kimya sanayi, uçak üretimi yapılmakta otomobil üretilmektedir. Ülkede ılıman okyanus, karasal ve Akdeniz iklimi etkilidir.

2. Alternatif : FRANSA

DEVLETİN ADI ............................................ Fransa Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ .......................................................................... Paris
NÜFUSU .................................................................... 57.000.000
YÜZÖLÇÜMÜ .......................................................... 543.965 km2
RESMÎ DİLİ .................................................................. Fransızca
DîNî ............................ % 76 Katolik, % 3 Müslüman, % 21 diğer.
PARA BİRİMİ ........................................................ Fransız Frankı
Avrupa kıtasının, toprakları en geniş ülkelerinden biri. Akdenizde ve Atlas Okyanusunda geniş kıyıları vardır. Kuzeyinde Manş Denizi ile Kuzey Denizi, güneyinde İspanya ve Akdeniz, batısında Atlas Okyanusu, doğusunda İtalya ve İsviçre, kuzeydoğusunda Almanya, Lüksemburg ve Belçika yer alır. İtalyaya daha yakın olan Korsika Adası da Fransaya âittir.
Târihi
M.Ö. birinci yüzyıla kadar Fransa hakkında pek az bilgi vardır. O zamanlar bu ülkeye Gallia ismi verilirdi. Galliada, Galluslar, Keltler ve şimdiki Gaskonyanın Boskları yaşarlardı. Gallia kabîle başkanları tarafından idâre edilirken M.Ö. 51-58 yılları arasında Caesar tarafından fethedilmiş ve 500 yıl Roma idâresinde kalmıştır. Romanın tesiriyle yeni bir Gallia-Roma medeniyeti doğmuş, Hıristiyanlık da hızla yayılmıştır. Beşinci yüzyıl başlarında Germen boyları Romayı istilâya başlayınca Galliaya da gelmişlerdir. Galliaya ilk gelen Germen boyları Vizigotlar, Franklar ve Burgundlardır. Roma İmparatorluğunun ortadan kalkma târihi olan 476dan on sene sonra, yâni 486da Clovis idâresindeki Franklar, Gallianın son Roma vârisi Syagrrusun kuvvetlerini Sorssunsda bozguna uğratmışlar ve Clovis, Frankların kralı olmuştur. Clovis, daha sonra Güney Galliayı Vizigotlardan almış ve 496 yılında Almanyaya hâkim olarak Merovenj sülâlesini kurmuştur. Ölümünden önce topraklarını oğulları arasında paylaştırdığı için, ölümünden sonra bir daha birlik sağlanamamış, yıllarca kardeş kavgaları devâm etmiştir.
Merovenj krallarının zâlimâne ve sefih bir hayat sürerek birbirleriyle sürdürdükleri mücâdele, Gallia ülkesini fakir, harap bir hâle getirmiştir. Merovenj kralları adına ülkeyi idâreye başlayan Caroling sülâlesinden Karl Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Mart">Martel, Franklarda tekrar bütünlüğü sağlamış, hattâ İspanyada devlet kurmuş olan Emevîlerin bir ordusuyla 732 yılında Poitiers-touıs arasında yaptığı savaşı kazanmıştır. Oğlu olan Bodur Péppin, son Merovenj kralını tahtından indirerek kendini 751de kral ilân etti. Papa tarafından da kral olarak takdis edildi. Oğlu Büyük Karl zamânında ülke toprak olarak genişledi. Oğlu olan Birinci Ludvige gelişmiş, büyümüş bir Fransa ile Almanya bırakmıştır. Birinci Ludvigin ölümü ile ülke üçe bölündü. 843 yılında üç kardeş Verdun Antlaşması ile ülkeyi taksim ettiler. Ülke kendini meydana getiren üç millete (Fransız, İtalyan ve Alman) birer papa düşecek şekilde bölündü. Bugünkü Fransa, Dazlak İkinci Charles (Kel Şarl)ın payına düşen kısımdadır. Ülkeye Francie (Fransa) ismi bu zamanda verildi.
Bundan beş asır sonra 1337de İngiltere Kralı Üçüncü Edwardın Fransa tahtında hak iddiâsı ile ülkenin bir kısmını işgâl etmesi bu iki ülke arasında “100 Yıl Savaşları” adı verilen uzun süreli bir harbin meydana gelmesine sebep oldu. Bu savaşlar 1420 senesinde Fransanın kendi topraklarını kurtarması, İngilterenin ise iddiâ ettiği hakkını alamaması ile nihâyet buldu. Bu zamandan sonra 1422de başa geçen yedinci Charles, ülkeyi kuvvetlendirmek için çalışmalarda bulundu. Daha
sonraları 1498 senesinden 1547 senesine kadar ülkeye hükmeden On İkinci Louis ve Birinci François zamânında ülke, Almanya ve İtalya ile her seferinde aleyhinde netîcelenen uzun süreli savaşlara girdi.
On altıncı asırda, her geçen gün bozulan Hıristiyanlık dîninin daha değişik ve bozuk mezhebi olan Protestanlık, Fransada yayılmaya başladı. Yeniçağda ortaçağ zihniyetinin hâkim olduğu asiller ve avamlar şeklinde insanların hürriyet ve haklarının son derece sınırlı olduğu bir sosyal yapıya sâhip olan Fransada kilise ve kral, 1572de ülkede büyük bir Protestan katliamına girişti. 1600lü yıllardan îtibâren ülkede sömürgecilik zihniyeti yoğunlaştı. Dünyânın çeşitli yerlerinde ülkeleri kendi refah ve rahatları için insanlık dışı muâmelelerle sömürmeye başladılar. On yedinci yüzyılın sonlarında diğer Avrupa devletlerinden İspanya, Hollanda ve İngiltere ile uzun süreli savaşlara giren Fransada daha sonra 1774te, Kral Onaltıncı Louis zamânında, sonu târihte çok meşhur olan, yakınçağın başlangıcı kabul edilen 1789daki ihtilâlle netîcelenen iç karışıklıklar yoğunlaştı. 14 Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Temmuz">Temmuz 1789da Paris halkı, kral ve asillere karşı ayaklandı. Siyâsî mahkûmların bulunduğu Bastılle Hapishânesini basan isyancılar, buradaki mahkûmları serbest bıraktılar. Kral devrilerek bir ay sonra meclis “Vatandaş ve İnsan Hakları Beyannâmesi”ni yayınladı (Bkz. Fransız İhtilâli).
Bu hâdisenin devâmı olarak 1797 senesinin Eylül ayında ülkede Cumhûriyet îlân edildi. Fransada bu yeni siyâsî değişiklik, komşu devletleri telâşa düşürdü. Bunlardan İngiltere başta olmak üzere toplam beş ülke ile savaşmak zorunda kaldı. Ülkedeki yeni yönetime geçilmesi üzerinden fazla bir zaman geçmeden 1799da başa geçen General Napolyon Bonapart, ülke idâresinde tek söz sâhibi olan kişi durumuna geldi. Bunun netîcesi olarak da 1804te kendisini Fransa İmparatoru îlân etti. Napolyon Bonapart, kuvvetli bir ordu teşkil ederek dünyâ hâkimiyetini ele geçirmek için İngilizlere ve Avrupanın çeşitli yerlerine aralıksız seferler düzenledi. Osmanlılara karşı Mısırda Akka Kalesinde yapılan savaşta büyük bir hezîmete uğrayan Bonapart, kendisini tekrar toparladıktan sonra 1812de 500.000 kişilik düzenli bir ordusu ile bu sefer de Rusya üzerine yürüdü. Fransadan Moskovaya kadar ilerleyen Napolyon, kazandığı zaferlerini Moskovanın soğuğuna kaptırdı. Fransızların alışamadığı soğuk havada Rusların küçük saldırılarından çok perişan oldu. Moskovayı işgâl eden zamânının en büyük ordusu, perişan bir vaziyette geri çekilmeye başladı. Fransaya ordunun ancak % 15i dönebildi.
1812 yılı sonlarında Parise dönen Napolyonun elinde İmparatorluğunu ayakta tutacak düzenli bir ordusu kalmamıştı. Hemen yeni bir ordu kurulması hazırlıklarına başladı. Napolyonu toparlanmadan bastırmayı plânlayan Avrupa devletleri, bir ittifak kurdular. Rusya, Prusya, İngiltere, İsveç ve Alman devletleri bu ittifaka katıldılar. Bu durum üzerine Napolyon hazırladığı ordusu ile Almanyaya girdi. Rus ve Prusya ordularını arka arkaya iki defâ yendikten sonra Saksonyayı işgâl etti. Elinde yeteri kadar kuvvet bulunmadığından ateşkes antlaşması yaptı. 1813 yılında ateşkes bozularak savaş yeniden başladı. İttifak devletlerinin orduları 19 Ekim 1813 târihinde yapılan Leibzig Savaşında Napolyonu yendiler. Bu mağlûbiyet üzerine Napolyon çekilmeye başladı; ittifak devletleri ilerlemeye devâm ettiler. 30 Mart 1814te Parise girdiler. Bu gelişmeler karşısında Fransız halkı Napolyonun aleyhine döndü. Fransız Senatosu Napolyonu imparatorluktan istifâya çağırdı. Bunun üzerine Napolyon tahttan çekildi. 20 Nisan 1814te Elbe Adasına sürüldü. Bundan sonra krallık tekrar kurularak, tahta Onsekizinci Louis getirildi. Bir ara Napolyon tekrar idâreyi ele aldı. 1815teki Waterloo Savaşını kaybetmesiyle 100 günlük saltanatı tekrar sona erdi. Amerikaya gitmek isterken, İngilizlere teslim oldu. Tahta tekrar Onsekizinci Louis geçti (1814-1824). Krallık idâresi 1848 yılına kadar devâm etti.
1848den 1852ye kadar süren bir Cumhûriyet idâresi tesis edildi. Almanyaya karşı 1870te Fransanın açtığı savaş, hezîmet ve ağır şartlar ihtivâ eden bir antlaşma ile son buldu. Savaş sonunda 1871de Cumhuriyet üçüncü defâ îlân edildi. Yeni rejim Asya ve Afrikadaki sömürgelerine daha insafsızca muâmele etmek sûretiyle savaş tazminâtı borçlarını çok kısa bir sürede ödedi. Birinci Dünyâ Savaşına İngiltere ve Rusyanın müttefiki olarak girdi. Bağlı bulunduğu ittifakın savaştan gâlip çıkmasına rağmen Fransa kendi bünyesinde çok büyük zarar gördü. İkinci Dünyâ Savaşında da İngiltere, Rusya ve Amerika safında yer alan Fransa, harbin başında Almanya tarafından işgâl edilmiş fakat harbi müttefikler kazanınca işgâlden kurtulmuştur. 1946 yılında, dördüncü defa cumhûriyet îlânından sonra savaş masraflarıyla çok bozulan mâlî durum, Amerikan yardımlarıyle düzeltilebilmiştir.
Fransa içte ve dışta güçlenmeye çalışırken denizaşırı sömürgelerini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Önce Suriye ve Lübnan, sonra Çinhindi, Tunus ve Fas bağımsızlıklarını kazandılar. Bu sömürgelerinin elden gitmesinin hemen akabinde, Cezayir de bağımsızlık için ayaklanınca, bu ülkede uzun zamandır yaşayan Fransızların çokluğu bütün Fransayı harekete getirmiş, 1958 yılında ordu bir darbe yaparak on iki yıldır iktidardan uzak kalan General de Gaulleü geniş yetkilerle göreve çağırmıştır. De Gaulleün halk oyuna sunduğu anayasa ile beşinci cumhuriyet kurulmuştur. De Gaulle, Fransa târihinde en fazla başkanlıkta kalan kimse olarak 11 yıl ülkeyi idâre etmiş, içte ve dışta Fransayı parlak bir duruma getirmiş, fakat Cezâyirin bağımsızlık kazanmasına engel olamamıştır. 1968 yılı Mayısında başlayan öğrenci-işçi hareketleri aynı yıl bastırdı, fakat De Gaulle 1969 Nisanındaki halk oylamasında görevinden ayrılmak mecbûriyetinde kaldı.
1969 Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Haziran">Haziranında yapılan seçimler sonunda Cumhurbaşkanlığına Pompidou geldi. Pompidou da bir müddet De Gaulleün politikasını devâm ettirdi. 1972 yılında Pompidou, De Gaulleün politikasını değiştirerek İngilterede Ortak Pazara (AET) girme müzâkerelerine başladı ve 1973 başında Fransa AETnin bir üyesi oldu. 1974 Nisanında Pompidounun ölümü üzerine Bağımsız Cumhûriyetçi Partiden Giscard dEstaing, Sosyalist François Mitterandı yenerek başa geçti. 10 Mayıs 1981de yapılan seçimlerde, Sosyalist Mitterand Cumhurbaşkanı oldu. Mitterand 5 önemli endüstri dalını ve önemli özel bankaları devletleştirdi. 1988 seçimlerini tekrar Mitterand kazandı.
Târih Boyunca Türk-Fransız
Münâsebetleri:
Türk ve Fransız milletleri arasında siyâsî, askerî ve kültürel münâsebetler bu iki milletin târihlerinin ilk zamanlarından îtibâren başlamaktadır. Hun Türklerinin lideri Attilânın 451 yılında Gallio (Galya) içlerine, Orleansa kadar devâm eden akını, Türk-Fransız milletleri arasındaki münâsebetlerin başlangıcıdır. Fakat esas münâsebetler Müslüman batı Türkleri ile olmuştur. Alparslanın 1071 yılında Malazgirt Meydan Savaşını kazanmasıyla Anadolu topraklarına Türklerin yerleşmesi, Avrupa milletleri nazarında (günümüze kadar devâm eden) bir Türk meselesi doğmasına sebeb olmuştur. Bu târihten îtibâren Anadolunun, daha sonra İstanbulun, Avrupa Rumelisinin Müslüman Türklere karşı savunulması ve kurtarılması, Hıristiyan Avrupa milletlerinin en başta gelen meselesi olmuştur. Bu maksatla Hıristiyan Avrupa, günümüze kadar devâm eden, değişik şartlarda ve hüviyetlerde Haçlı seferleri düzenlemiştir. Hıristiyan Avrupa milletlerinden birisi olan Fransızlar da hangi idâreye tâbi olurlarsa olsunlar, bu Haçlı seferlerinde devamlı rol almışlardır. Bu sebeplerledir ki askerî ve kültürel temaslar yüzyıllar boyunca devâm edip gelmektedir.
Papa İkinci Urbonus, bütün Hıristiyan Avrupa devletlerini birleştirip hem Türkleri durdurmak hem de Kudüsü almak fikriyle faaliyete başladı. Türklere karşı ilk tepki Fransada kendini gösterdi. İlk Haçlı kâfilesini Pierre lErmite adlı bir Fransız keşişi harekete geçirdi. Etrâfında 50.000 Fransız topladı. Bu kafile Kudüsü almak hülyâsıyla Fransadan ayrıldı (1096). (Bkz. Haçlı Seferleri)
1147-1149 târihleri arasında Fransa Kralı Yedinci Louis ile Almanya İmparatoru Üçüncü Konrad İkinci Haçlı Seferini başlatarak Anadolu üzerine yürüdüler. İlk dalga 75.000 kişilik ordusuyla Alman ordusu idi. Selçuklu Sultanı Birinci Mesûd, Haçlı kuvvetlerini yok etti. Alman kralı 5000 askeri ile zor kaçabildi. Fransa Kralı Alman askerlerinin döküntülerini de toplayarak 155.000 kişilik ordusuyla sefere devâm etti. Sultan Birinci Mesûd, Haçlıları Toros geçitlerine çekti. Toroslarda müthiş zâyiat veren Fransız askerleri, Antakyaya sığındılar. Şama yaklaştılar. Bu şehrin varoşlarında Türkler tarafından bir defâ daha bozulup geriye atıldılar.
1189-1192 yılları arasında yapılan Üçüncü Haçlı Seferini tertipleyenler ve bizzat idâre edenlerin içinde Fransa yine vardı. Fransa Kralı Philippe-Auguste, İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard (Fransız asıllıdır), Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa gibi üç şahsiyet bu seferi bizzat idâre ettiler. Filistinde buluşarak Kudüse saldıran Haçlılar, Selâhaddîn Eyyûbî ile yaptıkları savaşta ağır zâyiatlar vererek hiçbir netîce alamadan memleketlerine döndüler.
Kudüsün yine Türklerin eline geçmesiyle Fransa Kralı Saint Louis ve kardeşlerinin kumandasındaki Haçlılar, 1248-1254 yılları arasında Yedinci Haçlı Seferini tertip ettiler. Fransa kralı komutasındaki Haçlılar Mısıra çıktılar. O sıralar Mısır-Suriye ve çevre ülkeler Türk Memlûklerin elindeydi. 1250de Mansûre Meydan Muhârebesinde büyük bir bozguna uğrayan Haçlılar, Fransa kralını da Türk Memlûklere esir vererek dağıldılar.
Esâret yıllarından sonra memleketine dönen Fransa Kralı Saint Louis, intikâmını almak için Sekizinci Haçlı Seferini tertip ederek 1270 yılında Tunusa çıktı. Fakat bir kuşatma esnâsında öldü. Bundan sonra, kısa zamanda yakın doğudaki Haçlı topraklarının tamâmı Türkler tarafından alındı. Haçlı seferlerinin başlamasından iki asır sonra Yakın Doğuda Haçlılardan hiçbir iz kalmadı.
Daha sonraları Osmanlı Türklerine karşı olsun, şimdiki TürkiyeCumhuriyetine karşı olsun yapılan sıcak ve soğuk harbler yine Haçlı zihniyetinden kaynaklanmasına rağmen, ilk sekiz Haçlı seferinden ayrı olarak mütâlâ edilmektedir.
İlk sekiz Haçlı seferlerinden sonra Türk ilerleyişi bir müddet yavaşladı. On dördüncü yüzyılın başında Yıldırım Bâyezîd zamânında Avrupa Rumelisini ve İstanbulu tehdid eden bir güç hâline geldi. Bu Türk tehlikesi karşısında Hıristiyanlığı kurtarma gayretlerinde Fransızlar tekrar faal görev aldılar.
Macar Kralı Sigismondun yardım talebine Fransa kuvvetli bir orduyu destek olarak gönderdi. Bourgogne Veliahtı Jean Seans Peur komutasında (Korkusuz Jan), Philippe dArtois, Mareşal Jean de Baurbon, Henri de Bar, Prens Enguerrand ve Guy de Tremoville ve daha birçok Fransız asilzâdesi çok şatafatlı bir ordu ile bu Haçlı seferine katılmışlardı. Bu sefer için Fransadan başka İngiltere, İskoçya,
Almanya, Polonya, Bohemya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İsviçre, Belçika, Venedikliler, Rodos şövalyeleriyle diğer Avrupa memleketlerinden 200.000 kişilik büyük bir Haçlı ordusu toplandı. Sırbistan ve Eflâk üzerinden iki kol hâlinde gelen ordu, yollarda karşılaştıkları binlerce silâhsız Türkü esir alarak hiç sebepsiz kılıçtan geçirerek Niğbolu Kalesi önünde birleştiler.
Niğboluda Yıldırım Bâyezîd Han karşısında ağır bir hezîmete uğrayan bu Haçlı ordusunun bıraktığı esirler arasında 27 büyük Fransız asilzâdesi bulunuyordu. Fransa, esirlerini ancak 200.000 duka altını nakit ve 100.000 duka kıymetinde fidye karşılığında kurtarabildi. Fransız komutanı Jean Seans Peur (Korkusuz Jan) ancak 10 Mart 1398de Parise dönebildi.
1444 Varna Koalisyonuna bütün ısrarlara rağmen Fransa katılmadı. 1501 yılında Osmanlı-Venedik savaşına katılan Fransa, Osmanlıya karşı denizden harekâta girişti. Amiral Ravasteinin komutasında 10.000 yaya askeri ile takviye edilmiş Fransız donanması, 1501 Eylülünde Midilli Kalesini kuşattı, ancak Manisa Sancakbeyi Şehzâde Korkutun Ayvalıka gelmesi ve Osmanlı donanmasının Ege Denizine açılması üzerine korkuya düşen Fransızlar, Midilliden alelacele çekildi ve dönüş esnâsında Çuka Adası açıklarında fırtınaya kapılarak hepsi sulara gömüldüler. Bu olaydan sonra yüzyıllarca, Fransız harp gemileri Türk sularında görünmediler.
Ancak Almanya İmparatoru 1519da ölünce, Almanya İmparatorluğuna heveslenen Fransa Kralı Birinci François, Avrupa İmparatorluğuna seçilirse 3 yıl içinde Türkleri İstanbuldan ve Avrupadan silip çıkaracağını îlân etmeye başladı. Ne var ki İmparatorluğa İspanya Kralı Beşinci Karl (Charles-Quint) seçildi.
Ne gariptir ki; Fransa Kralı Birinci François, 1525 yılında İspanya İmparatoru Şarlken ile Pavrada yaptığı savaşta yenilip esir düşünce, esâretten kurtulabilmek ve Fransayı kurtarabilmek için üç yıl içinde İstanbuldan ve Avrupadan kovacağını îlân ettiği Osmanlı Pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân Handan imdat istedi. Ana Kraliçe Louis de Savore, muhteşem Osmanlı Sultanına, Kont Jean Frangioniyi yardım istemek üzere gönderdi. Yaralı bir annenin gözyaşlarını dindirmesini ricâ eden mektubunda Kânûnîye şöyle yalvarıyordu:
“İspanya Kralı Şarlken, oğlum Fransuvayı Pavi Muhârebesinde tutup hapseyledi. Şimdiye kadar oğlumun kurtuluşunu Şarlın insâniyetine bırakmış idim. Halbuki mâlûmunuz olan insâniyeti icrâ etmedikten başka, oğlumun hakkında hakâret dahî etmektedir. İmdi âlemin musaddakı olan azamet ve şânınız ile oğlumu düşmanımızın pençe-i kahrından hâlâs ile ibraz-ı übbehet buyurmanızı zât-ı şâhânenizden bilhassa niyâz ederim.”
Esir Fransız Kralı Birinci Fransuvanın gönderdiği mektup da şöyle idi:
“Dünyânın Cihâd-ı mâmuresinden birçok ülke ve bilâdın hâkim ve pâdişâhı ve bilcümle mazlumların dâdhanı olan Sultan-ı muazzam ve Hâkân-ı mufahham hazretlerine arzım budur ki: Macaristan Kralı Birinci Ferdinandın üzerine hücum ettiğinizde, biz dahi himmet ve inâyetinizle hapisten hâlâs olup, İspanya Kralı Şarlkenin üzerine hücum edip, öcümüzü alırız. Siz ki Şehinşâh-ı celilüşşansınız, onun hakkından gelinmeye inâyet buyurulduğu halde, bundan böyle bende-i nîmetşinâsınız olduğuna iştibah buyurulmıya.”
Kânûnî Sultan Süleymân Han, kendinden yardım bekleyenlere, Türk asâlet ve mertliğini esirgemedi. Birinci Fransuvaya (François) şu mektubu gönderdi:
“...Ben ki sultanlar sultanı, hâkanlar rehberi, yeryüzü hükümdarlarının tâcı, Akdenizin, Karadenizin, Rumelinin, Anadolunun, Karamanın, Zülkadriyyenin, Diyarbakırın, âzerbaycanın, Acemin, Şamın, Mısırın, Mekkenin, Medînenin, bütün Arap diyârının ki -ulu atalarımın kılıçlarının kuvveti ile fethedilmişti- ve kendimin fetheylediğim nice diyârın sultan ve pâdişâhı, Bâyezîd Han oğlu Selim Han oğlu Sultan Süleymân Hanım.
Sen ki; Frençe vilâyetinin kralıFrançeskosun, huzûruma yarar âdemin Fran Jan ile mektup gönderip, bâzı ağız haberi de yollayarak memleketinize düşman girmiş olduğunu ve hapsedildiğinizi bildiriyorsunuz. Kurtulmanız husûsunda benden inâyet ve medet ve istidâ eyliyorsun. Her ne ki demişsen benim huzûruma arz olundu. Şimdi pâdişâhlara sinmek ve hapis olmak câiz değildir. Gönlünüzü hoş tutun, kalbiniz kırılmasın. Bizim ulu atalarımız dâimâ düşmanı def ve memleketler feth için seferden uzak kalmamışlardır. Ben de onların yolunu tutup memleketler, yalçın kaleler fethederek gece gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Cenâb-ı Hak hayırlar nasip eylesin. Durumu ve haberleri âdeminizden öğrenirsiniz.”
Kânûnî Sultan Süleymân Han bu mektubuyla üç maksat düşünüyordu: Birincisi kendinden yardım bekleyen kimseyi yardımsız bırakmamak, ikincisi Müslüman-Türk dünyâsına bir bütün hâlinde saldıran Hıristiyan âleminde bir gedik açmak, üçüncüsü Türklere düşmanca davranan Macarlara haddini bildirmek. Nitekim Kânûnî Sultan Süleymân Han, hem Fransız kralını kurtarmak, hem de Macarlara
haddini bildirmek için orduya hazırlık emrini verdi. Sultan, Fransa kralına vaadini yerine getirdi.
Kânûnî Sultan Süleymân Han, Türklere karşı dâimâ birleşik hareket eden Avrupayı parçalamak ve Türk hâkimiyetini kabul ettirmek için Fransayı yaşatmak ve kalkındırmak gerektiğini görmüş, bu maksatla Fransaya kapitülasyon denen bâzı imtiyazlar tanımıştı. Fransa da bu ticârî imtiyazlara karşılık, Osmanlı himâyesinde bir devlet olmayı kabul ediyor, her yıl muayyen bir vergi ve pâdişâha belirli hediyeler vermeyi taahhüt ediyordu. Daha sonra Osmanlı donanmasının Fransız sâhillerini koruması da kararlaştırılmıştı. Antlaşma gereği olarak 1543 yılında Osmanlı donanması Toulon limanında üslendi. Nice Kalesini fethederek Fransaya teslim etti. Ayrıca İspanya ve İtalya sâhillerini de kontrol altına alarak Fransanın istiklâlini sağlama aldı. Fransa da, Osmanlı donanmasının bir kısım masraflarını karşılamak üzere Barbarosa 800.000 duka altın ödedi.
Osmanlının Fransayı destekleme siyâseti, Kânûnîden sonra da devâm etti. Osmanlının garantisi olmasaydı, Fransanın diğer güçlü Avrupa devletleri tarafından yutulması muhakkaktı. Fransa, Osmanlıdan aldığı ticârî imtiyazlar ve İngiltere ile yaptığı ticârî antlaşmalarla güçlenmeye ve kalkınmaya başladı. Hattâ Ondördüncü Louis zamânında Fransa, Avrupanın en kudretli krallıklarından biri oldu. Bu durumda Türk-Fransız münâsebetleri yeni bir safhaya girdi. Ondördüncü Louis artık Osmanlıya ihtiyaç duymadığı için Osmanlının düşmanlarına, bu arada Giritte savaşan Venediklilere yardım etti. İki devlet arasında başlayan soğukluk Fransanın 1664te Cezayire tecâvüz etmesiyle son haddini buldu. Cezayir saldırıları, Cezayir yeniçeri ağası Şâban Ağa tarafından bertaraf edildi. Fransanın, İstanbuldaki elçisi Laltaye-Ventelek, Sadrâzam Köprülü Fâzıl Ahmed Paşanın hakâretine mâruz kalarak kapitülasyonlar uygulamadan kaldırıldı. Fransız ticâreti büyük zararlara uğradı. Ondördüncü Louis, Osmanlı ile antlaşma mecbûriyetinde olduğunu anlayınca, İstanbuldan bir Türk elçisi istedi. Dîvân-ı Hümâyun mağrur Fransa kralını tahkir için, dördüncü dereceden bir subay olan Süleymân Ağayı gönderdi. Süleymân Ağa, Fransada muhteşem törenlerle karşılandı.
Bu sırada Kandiyede, Türklerle Fransızlar arasında çarpışmalar devâm ediyordu. Netîcede 24 Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Ağustos">Ağustos 1669da Kandiyeden ayrılmak zorunda kaldılar. Bir taraftan da Cezayir leventleri Fransaya karşı 1662 ve 1669da iki sefer yaparak Lyon, Marsilya ve Cöte dAzurü taradılar.
Osmanlıya karşı olmanın zararlarını gören Ondördüncü Louis eski dostluğu kurmaya çalıştı. Gönderdiği elçilere Dîvân-ı Hümâyûnda değer verilmedi. Elçilerin gayretleri sonuçsuz kaldı. Buna rağmen Ondördüncü Louis, Türklerle barıştığı ve ittifak yaptığına dâir aslı olmayan îlânlar vererek Paris sokaklarında tellallar dolaştırdı. Onun bu tutumu, muhâlifleri ve Katolikler tarafından Türklere yaltaklanmak şeklinde değerlendirildi. Fransanın gerek Giritte, gerek Soint Gothardda Osmanlının düşmanları safında gayri resmî olarak savaşması, tepki ile karşılanmış, Türk leventleri Akdeniz sâhillerinden başka, Atlas Okyanusu sâhillerini de abluka altına almışlardı.
1681 yılında Cezâyir donanması bir Fransız filosunu bozarak 29 gemiyi zaptetti. Fransanın Türklere karşı görevlendirdiği Amiral Buquenne bu saldırılara karşı koyamadı. Bu sırada 9 Cezayir gemisinin Sakız Tersânesinde tâmir edildiğini haber alan Amiral, Sakız limanını basarak, limandaki gemileri ve şehri bombaladı. Bu tutum karşısında Osmanlı hükûmetinin tepkisi sert oldu. Sadrâzam Kara Mustafa Paşa, Ondördüncü Louisden şahsen tarziye ve tazminat vermesini istedi. Aksi hâlde Fransa üzerine sefer açılacağını Fransız elçisine bildirdi. Fransa Kralı büyük bir korkuya kapılarak, Bozoklu Mustafa Paşanın tesbit ettiği 60.000 altın kuruş ve 4.800.000 (yâni 960 kese) akça tazminatı ödedi. Ondördüncü Louis, kendisine çok ağır gelen bu harekete karşılık, Osmanlının Avrupa ile yaptığı ve bozgunlarla netîcelenen savaşlardan istifâde ederek intikam almak istedi. 1689 Temmuzunda 41 parçalık Fransız donanması Cezayire gelerek 16 gün kaleyi top ateşine tutmuşsa da, Mezomorta Hüseyin Paşa, Fransızları çekilmeye mecbur etti. Ancak Fransanın Avrupa harbine katılmasını önlemek isteyen Osmanlı idâresi, tutumunu yumuşatmış, kaldırılan kapitülasyonları tekrar iâde ederek, Fransanın Osmanlı politikasında eski yerini almasını sağladı.
On sekizinci yüzyılda Osmanlı, Avrupa politikasında Fransanın durumuna göre kendini ayarladı. Bu arada karşılıklı kültürel temaslar ve antlaşmalar yapıldı. Ancak 2 Temmuz 1798de Napolyonun İskenderiyeyi işgâl etmesi ile münâsebetler tekrar bozuldu. Napolyon Bonaparte, 19 Mart 1799da Akka Kalesini kuşattı, fakat kale müdâfii Cezzâr Ahmed Paşa karşısında tutunamayıp 64 gün süren muhâsarada askerinin yarısını zâyiât vererek geri çekildi. 25 Haziran 1802de Pariste imzâlanan bir antlaşma ile Türk-Fransız dostluğu tekrar kurulmaya çalışıldı.
On dokuzuncu yüzyılda Fransız politikası, eski Yunan medeniyetine duyulan sempatinin garip bir tezahürü olarak Rum çetecilerinin desteklenmesi, buna rağmen Osmanlıya dost görünmek şeklinde devâm etti. 1870ten sonra Türk-Fransız münâsebetleri gittikçe gerilemiş, genellikle istismar emeline dayanan Fransa siyâseti özellikle Sultan İkinci Abdülhamîd Han ve Balkan Savaşlarından sonra Türk politikacıları tarafından kınanmış ve Fransa, Almanya, İngiltere hattâ Rusyadan sonra değer verilen bir devlet olmuştur. Osmanlı Devleti, Birinci Dünyâ Savaşına İttihat ve Terakkîcilerin hatâlı siyâseti ile
katılınca, İngiltere veFransa ile savaş durumuna düşmüştü.
Fransa ve İngiltere daha savaşın başında boğazları ve İstanbulu alarak Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak istiyorlardı. Bu maksatla Fransız ve İngiliz gemileri 19 Şubat 1915te Çanakkaleye yüklendiler. Denizde ve karada yapılan müthiş savaşlarla Fransız ve İngilizler, Çanakkalenin geçilemeyeceğini öğrenerek askerlerini geri çektiler. Fakat 1918 yılında Osmanlının da içinde bulunduğu İttifak devletlerinin mağlûbiyeti kabul etmesiyle Kasım 1918de Birinci Dünyâ Savaşı fiilen sona erdi. Osmanlı Devleti ise, 30 Ekim 1918de Mondros Mütârekesini imzâlayarak savaşı bıraktı. Fransa, Mondros Mütârekesine dayanarak Güneydoğu Anadoluda Antep, Urfa, Maraş gibi vilâyetlerimizi işgâl ederek çok ağır cinâyetlerde bulundular. Fakat mahalli halkın büyük direnişi karşısında tutunamayıp, çekilmeyi ve Türk hükûmeti ile antlaşma yapmayı kabul ettiler. Yeni Türk hükûmeti ile 20 Ekim 1921de AnkaraAntlaşmasını yaparak Anadoludan çekildilerse de, bugünkü sınırlarımız içinde kalan Hatay, Fransızların işgâli altında kaldı. Türkiye ile Fransa arasında 30 Mayıs 1926da Dostluk Sözleşmesi imzâlandı. 30 Haziran 1939da yapılan Türk-Fransız Antlaşması ile Hatayın anavatana ilhakı kabul edildi.
Târih boyunca Türk-Fransız ittifaklarını Fransızlar dâimâ istismar etti. Türkler her zaman ihanetle karşılaştılar.
Fizikî Yapı
Fransa, Atlas Okyanusu ile Akdeniz arasında İber Yarımadasını Avrupaya bağlayan dar bir boğaza benzetilebilir. Fazla yüksek bir ülke olmamasına rağmen bir dağ engelini andırır. Ülke dâhilinde yükseltiler ve düzlükler bir uyum içindedir.
Eski kütleler birinci zamanda meydana gelmiş ve zamânın sonlarına doğru genel şekillerini almışlardır. Daha sonra çökmelere mâruz kalmaları, bugünkü yükselti ve çukurlukları meydana çıkarmışlardır. İlk zamanlarda meydana gelmiş olan yükseltiler; Bretanya bölgesindeki Armonik masifi, Belçika sınırındaki Ardenler, Almanya sınırına yakın Vojlar ve ülkenin güneye yakın orta kesiminde Masif Santrali olup, Armonik masifinin en yüksek noktası 1424 m, Masif Santralin ise 1886 metredir.
İspanya ile Fransa arasındaki sınırı teşkil etmekte olan 550 km uzunluğunda ve 50-120 km genişliğinde olan Pireneler ve Alpler ikinci zamanda meydana gelmiş dağlardandır. Pirenelerin en yüksek noktası (Fransa sınırları dâhilindeki) Montcalm Doruğu 3080 m, Alplerin ise Avrupanın ve Fransanın en yüksek dağı Mont Blanc 4807 metredir.
Fransanın kuzeyinde, Kuzey Avrupanın büyük düzlükleri biter ve Paris havzası başlar. Eski platformlarla ve Manş Denizi ile çevrili olan Fransanın büyük kuzey parçası meydana gelir. Bu parçadan çevreye doğru büyüklü küçüklü vâdi yatakları yayılır. Vâdi yatakları deniz yakınlarında sona erer. Doğuda Corraine ve Campogne platolarını, Muselle ve Meuse nehirlerini birbiriden ayıran parça da kuzey parçasıdır.
Kuzeyde ve kuzeybatıda çökme sonucu kıvrılmış ve sonraları yıpranmış kireçli kabarıntılar, Bari Boulon kıyılarında biter. Paris Havzası Artoiste biter ki, burası aynı zamanda Flandre ve Henu ovalarının başlangıcıdır. Paris Havzasının merkezine hâkim olan kalkerli ovalar; Beauce, Valois ve Mrie Cote de ile de France tarafından çevrilmiştir. Paris Havzası kenarında Avrupanın Masit Temoinleri başlar. Santral Hersiyon, doğuda Vojlar, yüksek tepelerin meydana getirdiği, Balon de Gubevler ve Alsace kesikli eğim gösterir. Lorrainenin eğimi Alcasenin eğimine rağmen daha tatlı bir meyile sâhiptir.
Karadağın batısında Paris Havzasının güneyinde ve Hersiyen tepelerinin bir parçası olarak bulunan Masif Santral, Pirenelerin ve Alplerin arasında geniş bir alana yayılmış ve Fransa topraklarının 1/8ini kaplamaktadır. Geniş dalgalı ovalar görünümündedir. Normal yükseklikte bölgeleri geçit vermektedir. Özellikle batıda Limousin bölgesinde Masif Santral çok daha basık durumdadır.
Fransada nehirlerin birçoğu ulaşıma elverişli olup, kanallarla da birbirine bağlanmıştır. Nehirlerin rejimleri, bulundukları bölgenin iklimi ile değişmekle birlikte, ülkenin yağışlı iklime sâhip olması sebebiyle nehirlerde de düzgün bir rejim görülmektedir.
Batıdaki ve kuzeydeki nehirler okyanus ikliminin bol yağışından, güneydeki nehirler ormanların vesîle oldukları yağıştan, doğudakiler ise yüksekte bulundukları için karların erimesi ile beslenmektedir.
Belli başlı nehirleri ve uzunlukları: Rhine (Ren) Nehri 1298 km (195 km Fransa dâhilinde), Loire (Luvar) Nehri 1012 km, Meuse Nehri 940 km, Seine Nehri 770 km, Garonne 647 km, Moselle 550 km, Marne 525 km, Dordogne 490 km, Lot 480 km, Saone 480 km, Doubs 430 km, Allier 400 km, Tarn 380 km, Vienne 370 km, Charente 350 km.
Fransada coğrafî bakımından incelemeye değer pek göl bulunmamakla birlikte, ülkedeki belli göller ve
yüzölçümleri şöyledir. Leman Gölü 582 km2, Bouroet Gölü 44 km2, Lac de Grandliue 37 km2, Annercy Gölü 28 km2, Arguebelette Gölü 5 km2, Saint Polnt Gölü 4 km2.
Fransanın batısında Atlas Okyanusu ve Manş Denizi kıyıları sığdır. Yalnız Biskay Körfezine yaklaştıkça Atlas Okyanusu derinleşmekte olup yine de sığ bir kıyı sayılmaktadır.
Atlas Okyanusu kıyılarında, Girode Halicinden îtibâren kuzeye doğru körfezler, koylar ve haliçler birbirini tâkib etmektedir. Brest şehrinin doğusunda bulunan ve Bretanya Yarımadasının en uç noktası Saint Mathleu Burnundan doğuya dönen kıyılar (Manş Denizi kıyıları) aynı şekilde körfezler ve haliçlerle kaplıdır. Bunlardan Saint Malo Körfezi ve Seine Körfezi en önemlileridir.
Akdeniz kıyıları, Marsilya doğusu ve batısı olmak üzere iki ayrı karekter göstermektedir. Marsilyanın batısında kalan ve Creus burnuna kadar olan bölgenin denizi sığ, kara kesimi ise düşük rakımlıdır. Fakat buna karşılık Marsilyanın doğusundan îtibâren İtalya sınırına kadar olan bölge aynı ölçüde sığ olmayıp, biraz derin olduğu gibi, karada da deniz kenarından hemen dağlar ve yükseltiler başlamaktadır. Aynı zamanda bu kıyıların bir bölümü kayalıktır. Fransanın güneşi en çok gören bölgesi ve deniz sâhili en güzel olan yeri, Marsilyanın doğusu olmaktadır.
Fransada ovalar dağlar arasında geniş yer kaplarlar. Manş Denizi kıyısındaki Belçika sınırı ile Akdeniz kıyısındaki İspanya sınırı arasındaki doğrunun batısı ova, doğusu ise dağlık ve yayla sayılabilir. Ülkedeki önemli ovalar, Paris Havzası, Akıtanya Havzası ve Rhone Havzasıdır.
Paris Havzası, batısında Armonik Masiti, doğusunda Ardenler ve Vojlar, güneyinde ise Masif Santral tarafından çevrilmiştir. Akıtanya Havzası, Masif Santral ve Pireneler arasında kalır. Rhone Havzası ise Rhone Nehri ve kolları bölgesi olup, Alpler ve Masif Santral arasında kalmış bir vâdidir. Bu üç ova aynı zamanda Masif Santral etrâfında biribirine bağlıdır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim bölgelere göre önemli farklılık göstermez. Ülkede Akdeniz ve Okyanus iklimleri hâkimdir. Vâdilerin iç kısımlara kadar uzaması, bu iklimlerin ülke geneline hâkim olmasını sağlamaktadır.
Okyanus iklimi Bretagne (Bretanya) ve Normandie (Normandiya)nin karekteristik iklimi olmakla berâber, ufak değişikliklerle bütün batı ve kuzey Fransada bu iklim hüküm sürer. Bu iklimde yazlar serin, kışlar ılık, yağışlar her mevsime dağılmıştır. İç bölgelere yaklaştıkça bu iklim kışlar biraz sert ve kar yağışlı, yazlar ise, yine ılık ve yağışlı bir hâl alır. Buralarda da yağış yine her mevsim devâm eder.
Fransada sıcaklık yılın en soğuk aylarında bile 0°Cnin üstündedir. Ülkenin hiçbir yerinde yıllık yağış tutarı 500 milimetrenin altına düşmediği gibi, bir çok yerde bu rakam bir metrenin çok üstündedir. Fakat ülkedeki bol yağış kuzey ve batının devamlı sisli ve kapalı olmasına sebeb olmaktadır.
Bol yağış ormanların ve ağaçlık bölgelerin kolayca gelişimini sağlamıştır. Doğudaki ağaçlık bölgelerde gürgen ve meşe cinsi ağaçlar hâkim, dağların eteklerinde, yamaçlarında köknar ve benzeri ağaçlar vardır. Bağlar ve meyve ağaçları ancak eteklerde ve ovalardadır.
Ormanlar en çok Coulon ve Sete şehirleri arasında kuzeye doğru büyük bir üçgen yapacak şekilde Rhone havzası boyunca devâm eder. Ağaçların cinsi de iklime uygun olarak meşegiller ve reçineli ağaçlardır. Akdenizin tipik bitki örtüsü makiler daha çok batı kıyılarında olup, diğer bitkiler bölgeyi paylaşmıştır. Languedol bölgesinde önemli bağlar bulunmaktadır.
Tabiî Kaynaklar
Mâden bakımından Fransa Avrupanın genel karakterindedir. Her mâdenin ve çıkan mâdenlerin yeterli ölçüde olduğu söylenemez. Buna rağmen bâzı mâdenleri kendine yetmekte hattâ dışarı satmakta iken, bâzılarını da dışarıdan almaktadır.
Ardenler bölgesinde, Belçikadaki zengin kömür havzasının diğer bir yarısı bulunmakta ve Fransızlar tarafından işlenmektedir. Masif Santralın kuzey doğusunda Monteau Les Mines bölgesinde zengin kömür yatakları vardır. Creuzo, Saint-Etiente, Clermont-Ferrant bölgelerinde de kömür mâdenleri bulunmaktadır.
Moruan Dağlarının güneydoğusunda Autun bölgesinde, Autunun doğusunda Catedor civârında, Marsilyanın kuzey doğusunda, Provence bölgesinde ve batıda Bordedufun güneyinde, Landlar bölgesinde linyit yatakları vardır. Lorraine bölgesinde Avrupanın en zengin demir yatakları bulunur. Ayrıca Nantes ve Rennes şehirleri arasında, Normandiyada Flers civârında da demir mâdeni çıkarılır. Seli Nehri üzerinde Lacqda ve Toulouseun güney doğusundaki Muret civârında tabiî gaz elde edilmektedir. Causses ve Proencede boksit çıkarılmaktadır. Biskay Körfezinde Bayonne yakınlarında ve Larrainede Nancy yakınlarında tuz elde edilmektedir. Masif Santral ve Vande bölgesinde az miktarda uranyum elde edilir. Diğer mâdenlerden çıkarılanlar var ise de önemsizdir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Fransanın nüfusu 57 milyon, nüfus yoğunluğu 104tür. Nüfus yoğunluğu çevresindeki ülkelere nazaran çok düşüktür. Bu oran Belçikada 200, İtalyada 165, Hollandada ise 367dir.
On dokuzuncu asrın başlarında Fransa, Almanya ve İngiltereden çok daha kalabalıktı. 1850 yılından sonra doğum oranı birden düşüş gösterdi. Buna paralel olarak nüfus oranı da düşmeye başladı. Birinci Dünyâ Savaşındaki 1.300.000 kişilik kayıp, düşüş oranını körükledi. Savaş sonrası artmaya başlayan nüfus, İkinci Dünyâ Savaşı ile tekrar düştü. İkinci Dünyâ Savaşı sonrasında ise nüfus ve doğum oranında fazla değişiklik olmayıp sâbit bir doğru izlemektedir. On dokuzuncu asrın başında % 27,7 olan ölüm oranı, 1971de % 10,7 düşmüştür. Nüfûsun % 15i 65 yaş üstü, % 20si ise 20 yaş altındadır. Fransız halkının ülke içindeki dağılımı çok dengesizdir. Nüfus, sanâyi ve mâden bölgelerinde yığılmaktadır. Nüfûsun yaklaşık % 75i şehirlerde yaşamaktadır. En büyük yerleşme merkezi ve Fransanın başkenti olan Parisin nüfûsu 10 milyondan fazladır. Fransanın ikinci büyük şehri bir milyondan fazla nüfus ile Lyondur. Diğer önemli şehirleri ise Marsilya, Lille-Roubaix-Tourcoing, Bordeaux, Toulouse, Nantes, Rouin, Grenoble gibi şehirlerdir.
Fransa Katolik bir ülkedir. Nüfûsun % 2sini Protestanlar, % 1ini ise Mûsevîler meydana getirmektedir. Bundan başka çeşitli Afrika ülkelerinden gelmiş bir milyona yakın Müslüman vardır.
Eğitim, Millî Eğitim Bakanlığının kontrolü altında yapılmakta olup, düzenli bir eğitim sistemi vardır. 6-16 yaş arasında öğrenim mecbûrîdir ve parasızdır. Halkın % 99u okuma-yazma bilir. Dili Fransızcadır.
Siyâsî Hayat
İkinci Dünyâ Savaşından sonra dördüncü defâ Cumhûriyet îlân edilmiştir. Günümüzde parlamenter Cumhûriyet rejimi ile idâre edilir. Parlamentosu, 577 üyeli Millet Meclisi ve 317 üyeli Senatodan meydana gelir. Millet meclisi üyeleri 5 yıllık bir süre için halk tarafından seçilir. Senatörler ise millet vekilleri ve belediye meclisleri tarafından 9 senede seçilir.
Cumhurbaşkanı yedi yılda bir halk tarafından seçilir. Bakanlar kurulunu, yüksek kamu görevlilerini ve yargıçları atayan cumhurbaşkanı yönetimle ve yasalarla ilgili konularda halk oylamasına başvurma ve meclisi fes etme yetkisine sâhiptir. Hükûmet hem cumhurmbaşkanına, hem parlamentoya karşı sorumludur. Dış politika ve savunma gibi konularda da cumhurbaşkanının belirli bir ağırlığı vardır.
1993te yapılan seçimler sol partilerin hezimeti ile neticelendi. On iki yıldır iktidarda olan sol partiler büyük hayal kırıklığına uğradılar. Sağ partilerin kurduğu koalisyon 484 milletvekilliği kazandı.
Ekonomi
Tarım: Fransa bir tarım ülkesidir. Topraklarının % 80i tarıma elverişli olup halkın 2/3ü bu sektörde çalışmaktadır. Kereste ve ormancılıkla uğraşanlar bu orana dâhildir.
Champagne bölgesinde Fransız tarım ürünlerinin 3/4ü elde edilir. Geri kalan kısmının büyük bölümü Normandiya ve Bretanya bölgesinden elde edilir. Rhöne Havzasının kuzey kesimlerinde mısır üretimi yapılır. Meyve ve şeker hammaddeleri tarımı, büyük şehirlere yakın bölgelerde yapılır. Orta Akdeniz bölgesinde üretim çeşidi bakımından en zengin olan bölgedir. Fransada en çok; buğday, arpa, mısır, darı, patates, şekerpancarı gibi ürünlerin yanında her türlü meyve ve sebze yetişir.
Hayvancılık: Fransada 22 milyon civârında büyükbaş, 10 milyon civârında da küçükbaş hayvan beslenir. Büyükbaş hayvanlar, Artois, Bourbonne, Bourgogne, Chevenne, Gaskonya bölgelerinde ve Normandiya ve Bretanyada beslenmektedir. Küçükbaş hayvanlar özellikle Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bölgelerde, Pouince, Chevenne, Guyenne bölgesinde ve az miktarda kuzeyde Bary bölgesinde beslenir.
Sanâyi: Tarımdan sonra ikinci büyük sektör sanâyi sektörüdür. Büyük farklılıklar ve çeşitlilikler göstererek toplam millî üretimin % 50si bu sektörden sağlanmaktadır. Aktif halkın % 40ı sanâyi sektöründe çalışmaktadır.
Enerji kaynakları sanâyi için yeterli değildir. Bu durum sanâyide kömürün kullanılması ile telâfi edilmeye çalışılmaktadır.
Petrol kaynaklarının yetersizliği petrol ithâlâtının miktarını artırmaktadır. Petrol rafinerilerinin rafinaj kapasitesi 150 milyon ton civârındadır. Lacq bölgesinde çıkarılan tabiî gaz bütün ülkeye dağıtılmaktadır.
Termik kaynaklı elektriğin % 45inin üzerinde bir miktar, Paris bölgesinde kullanılmaktadır. Toplam 800 milyar kw-sa. üzerinde olan elektrik üretiminin % 60ı termik, % 30u hidrolik, % 10u ise nükleer enerji santrallerinden elde edilir.
Ağır sanâyinin geliştiği Fransada çok sayıda otomobil fabrikaları, tersâneler, hava araçları fabrikaları, büyük elektrik-elektronik âlet ve cihaz fabrikaları, kimyâ endüstrisi merkezleri, lâstik fabrikaları, tekstil fabrikaları gibi birçok fabrikalar çeşitli yerleşim yerlerine yayılmıştır.
Dış ülkelere sattığı malların başında otomobil, dokuma, silah, savaş uçakları, savaş gemileri, demir, buğday, süt ürünleri ve kimyevî maddeler gelir. Dışarıdan ise petrol ve çeşitli hammaddeler alır.
Ulaşım bakımından çok ileri bir durumda olan Fransada demiryolu ve hava yolu çok gelişmiştir. Bunlardan sonra karayolu ve deniz yolu gelmektedir. Ülkenin her tarafı demiryolu ağı ile örülmüştür.
804.940 km civârında kara yolu vardır. Otoyol 2000 km üzerindedir. Demiryollarının uzunluğu ise, 36.600 kilometredir. Ülke içinde kanallarla ve nehirlerle su yolu taşımacılığı yapılır. Kanalların ve nehirlerin taşıma uzunluğu 15.000 kilometrenin üzerindedir.
Hava ulaşımı ülke içinde her tarafı sarmış, 100ün üstünde ülke ile bağlantı kurulmuştur. Başşehir Pariste 3 hava alanı vardır. Bunun yanında deniz ulaşımı da gelişmiştir ve Fransa ticâret filosunun hacmi 10 milyon tona yakın olup, dünyâda ilk on sıraya girer.

3. Alternatif : FRANSA

Batı Avrupanın büyük devletlerinden biri. Kuzeyden Manş denizi, Calais boğazı ve Kuzey denizi, kuzeydoğudan Belçika. Lüksemburg ve Almanya, doğudan Almanya, İsviçre ve İtalya, güney. den Akdeniz ve İspanya, batıdan da Atlas okyanusu ile sınırlıdır. Yüzölçümü 551.255 kilometrekare nüfusu 44.970.000 dir. Cumhuriyetle yönetilmektedir. Baş şehri Paristir.


Coğrafya : İspanya gibi Fransanın bir kıyısı da Akdenize açılır. Fakat İspanya yarımadasında, Ardenler Kuzey, yazdığı halde Fransa bir Batı Avrupa ülkesidir. Yüzey şekilleri bakımından çok çeşitlilik gösterir. Yüzey, genel olarak dağlık alanlarla havza ve ovalardan mey dana gelmiştir. Dağlık alanlar, eski kütleler ve genç yüksek kıvrımlar olmak üzere başlıca iki bölüme ayrılır. Eski kütlelerden Armotik massifi (Britanya yarımadasında), Ardenler (Kuzeydoğuda), Massif Central en önemlileridir. Massif Centralm en yüksek noktası 2.000 metreye ulaşır. Genç ve yüksek kıvrımlardan Pireneler İspanya ve Fransa arasında 450 kilometre uzunlukta, 60 - 120 kilometre genişlikte bir set meydana getirirler. Pirenelerin Fransada kalan yüksek tepeleri 2.000 metreyi aşarlar.


Güney ve Orta Avrupada kollar halin, de uzanan ve yaylar çizen Alplerin batı parçası da Fransada kalır. Ron vadisinin doğusunda yayılan Fransa Alplerin de, Alp dağlarının ve bütün Avrupanın en yüksek noktası olan Mont Blanc (4.810 m.) yer almaktadır. Juralarla gelince Alp sistemine bağlı olan dağların en alçak sıralarıdır. Fransa ve Isveçre de yayılan Juralar birbirine paralel sıralardan meydana gelmiştir. (En yüksek yeri 1.710 m. dir). Havzalar ve ovalar üç geniş bölgeye yayılır. Bunlardan Paris havzası, Armotik massifi, Massif Central ve Vojlar arasında yer alır. Akitanya havzası, Massif Centralm güney bölümü ile Pireneler arasında kalır. Ron havzası, Alplerle Massif Central arasında kalan nispeten dar bir vadi görünümündedir. Fransanın batı yarısında (Atlas Okyanusu kıyılan, Paris ve Akitanya havzaları) Batı Avrupanın Okyanus iklimi görülür. Yazlar serin, kışlar ılık ve her mevsim yağışlıdır. Bu iklim tipi, doğuya gidildikçe, yerini kışları daha soğuk, yazları daha sıcak ve yıllık yağış tutarı daha az olan bir kıta iklimine yaklaşan bir özellik kazanır. Güneyde Akdeniz kıyılarında ise, yazları kurak ve sıcak Akdeniz iklimi hüküm sürer. Fransa hem bir ziraat ve hem de bir endüstri memleketidir. Toprak ürünleri arasında en çok yetiştirileni buğdaydır. Bundan başka şeker pancarı, keten patates, tütün, zeytin ve turunçgiller oldukça çok yetiştirilmektedir. Endüstri hayatı başlıca ipekli dokumacılık, yünlü, pamuklu, keten dokumacılığı, çeşitli besi maddeleri ve yağlı maddeler, demir, kömür, çeşitli makine endüstrileri, kauçuk eşyalar, kitap ve gemi endüstrisi, çeşitli moda ve tuvalet eşyaları üzerinde toplanmıştır.


Siyasî durum : Fransanın 1789 ihtilâlinden önce bir anayasası yoktu ve memleket, doğrudan doğruya krallar tarafından yönetilirdi. 1789 da meydana gelen ilk anayasa, ihtilâl yıllarında kısa aralıklarda değişikliğe uğradı. Cumhuriyet ilk defa 1792 yılında ilân edilmiş, onu Convention, Directoire ve Consulat, 1804 yılında da Birinci Napoleonun imparatorluğu takip etmiştir. Birinci Napoleonun büyük yenilgilerin, den sonra yeniden krallığa dönülmüştür. 1848 yılında ikinci defa cumhuriyet ilân edildiyse de 1852 de Napoleon III. ikinci imparatorluğu kurmuştur. 1870 yılında uğranılan Sedan yenilgisi üzerine üçüncü defa Cumhuriyet ilân edilmiştir. Fransa, Birinci Dünya Savaşının galip devletleri arasında yer almış savaştan sonra, dünyanın büyük devletleri arasındaki durumunu muhafaza etmiştir. İkinci Dünya Savaşının başlaması üzerine, Birleşik Devletlerin ve İngiltere’nin yanında Almanlara ve müttefiklerine karşı savaşa başlamış fakat, 1940 yılında Almanlar tarafından işgal edilmiş ve mütareke yapmak zorunda kalmıştır. Bu yıllarda Fransayı Mareşal Petain tek başına yöneltmiş, İkinci Dünya Savaşının da Müttefiklerin lehine sonuçlanması üzerine, Fransada üçüncü Cumhuriyet devri kapanmıştır. 1947 yılında dördüncü cumhuriyet devri başlamış fakat savaş sonunda meydana gelen çeşitli meseleler ve anlaşmazlıklar, sömürgelerde çıkan ayaklanmalar, dördüncü cumhuriyet devrinin de kapanmasını sağlamıştır. 1959 yılında, Fransa beşinci cumhuriyetine girmiştir.


Fransa, Beşinci Cumhuriyetin getirdiği özelliğe göre, Cumhurbaşkanının geniş yetkisi ile yönetilmektedir. Fransanın bu günkü Cumhurbaşkanı general De Gaule’dir.

4. Alternatif : FRANSA

Fransa maddesi için oluşturulmuş kısayol.
fransa bilgisi için webde arama yapın.

İlgili Olabilecek Başlıklar: