EFLATUN
Alm. Plato, Fr. Platon, İng. Plato.
Yunanlı filozof (M.Ö.429-347). Asıl adı Platon olup İslâm dünyâsında Eflâtun ismi ile bilinir. Eski Yunan felsefecilerindendir. Sokratın talebesi, Aristonun ise hocasıdır. Tenâsühe, yâni insan öldükten sonra rûhunun başka insana geçtiğine inanırdı. Trinite denilen teslis inancını, yâni üç tanrı fikrini ilk olarak ortaya çıkaran budur. Îsâ aleyhisselâm zamanında yaşadığı Burhân-ı Kâtıda yazılıdır. Seksen iki yaşında öldü.
Babası Ariston çağının ileri gelenlerindendi. Anası Periktionun soyunun, Atinalı meşhur kânuncu Solonun yakını ve arkadaşı Dropitese uzandığı söylenir. Annesi kocasının ölümünden sonra, öz dayısı veya amcası olan Pyrilampos ile evlendi. Pyrilampos aynı zamanda Periklesin yakın arkadaşlarından olduğundan, Eflâtun, Yunan kamu hizmeti geleneğinin etkisi altında Perikles demokrasisi ülküsüyle yetişmiş, gençliğinde şiir ve trajediler yazmıştır.
20 yaşlarındayken Sokrates ile tanışarak 8 yıl boyunca ona talebelik yaptı. Bu süre içinde her geçen gün felsefî problemlerle daha fazla haşır neşir oldu ve çocukluğundan beri politikaya karşı duyduğu derin alâka gelişerek gittikçe şiddetlendi. Sokratesi kendisinin arkadaşı ve zamanının en âdil adamı olarak tanıtır.
Büyük Peleponnes Savaşını müteakip iktidârı ele geçiren diktatör veya demokrat hükümetlerin icraatları Eflâtunu kendilerinden soğuttu. Hocası Sokratesin yargılanarak öldürülmesiyle isteklerinin, partilerin oligarşik olsun, demokratik olsun, hiçbirisi tarafından yerine getirilmeyeceğini anlayarak, Sokratesin kendisine anlattıklarını ve düşüncelerini yazmaya başladı. Bir müddet sonra politikadan büsbütün vazgeçerek, Sokratesten öğrendiklerini gençlere öğretmek için bir okul açmaya karar verdi. Akademi adını taşıyan bu okul, birçok Yunanlı gençler, bu arada asilzadeler ve komşu devletlerin veliahtlarının da ilgisini çekti. Öğrencileri arasında Aristo da bulunuyordu.
Eski Yunan filozoflarının en meşhurlarından olan Eflâtunun ahlâk anlayışı, bütün insanların kendiliğinden iyiliği aradıkları temel fikrine dayanırdı. Ona göre en kusurlu davranışlar istenmeyerek yapılır ve fazîlet (erdem) denilen şey, bilgidir. Bedenden önemli olduğunu söylediği ruhun; bilgelik, adâlet, cesâret ve ılımlılık adı altında dört fazîleti olduğuna inanır. Ayrıca insan, tabiatı icabı sosyal bir varlıktır. Akıl karışıklığı, bir toplumun içine düşebileceği en ciddî hastalıktır ve bu topluma hâkim ortak bir gâyenin olmayışından doğar. Ona göre insanların sosyal mevkilere geçmesi bilgi-beceri ve kâbiliyetine göre olmalıdır.
Aklı insandaki en üstün tabiî unsur olarak anlayan ve kabul eden Eflâtun, bilgiyi de düşünceler yoluyla elde edilen değişmez, görünmez ve âlemşümul (evrensel) şeyler olarak görür. Aklın da bir yönüyle bağlı olduğu duygular ve zanlar, diyalektik olarak târif ettiği bir vetire içinde bilgiye dönüşür.
Eflâtun felsefesine kısaca “Platonizm” adı verilir. Öğretimi eski, orta ve yeni akademi olmak üzere üçe ayırır. Eserlerinde rahat bir dil, yer yer alaycı şüphecilik sergileyen bir üslup ve çok usta dil oyunlarına rastlanır. Dikkat çekici bir incelik ve kendisini fark ettiren bir zekâ, üslûbunun diğer özellikleridir.
Eflâtunun düşünceleri asırlar boyu, batı filozofyasının temelini teşkil etmiştir. Batı âleminde günümüze gelinceye kadar yetişen birçok filozof az veya çok ölçüde, Eflâtunun tesiri altında kalmış, bâzıları tam izinde giderken bir kısmı da bir yerden sonra onun yolundan ayrılarak zaman zaman tam muhâlifi olmuşlardır. Bu filozoflar arasında idealistlerden marksistlere kadar birçok isim sayılabilir.
Eski Yunan ve Lâtin eserlerinin tercüme edilerek incelenmeye başlandığı asırlarda (Emevîler ve Abbâsîler zamânında)İslâm âlemi tarafından da tanınan Eflâtun ve fikirleri,
Müslümanlardan bâzılarının îmâna ve îtikâda âit bilgilerini bulandırmaya başlayınca, eserleri büyük İslâm âlimleri tarafından didik didik edilircesine incelenmiş ve düştüğü yanlışlıklar ile bozuk anlayış ve izahları hem akıl, hem de nakil yoluyla çok uzun ve teferruâtlı olarak ortaya konmuştur. Îmân edilecek şeylerde vahiy ve nakil esasını bırakarak yalnız başına aklı rehber edinmek isteyenlere ve onların dillerine doladığı Eflâtun ve öteki Yunan filozoflarına verilen cevaplar, kısa zamanda bunların tuttukları yolun inkâr ve küfür bataklıklarında neticelendiğini açık seçik meydana koyunca, İslâm dünyâsının ilim çevrelerinde ve tefekkürden haz duyan kitleler yanında, Eflâtunun fikirleri îtibârını kaybetmiştir. Böylece eski Yunan filozofları, Müslümanlar için peşlerinden gidilecek rehber değil, Eski Yunanın îmân, fikir ve ahlâk zaafiyetini gösteren sıradan müellifler, yazarlar durumunda kalmıştır. Bu neticenin ortaya çıkmasında başta, İmâm-ı Gazâli ve sonraki asırlarda İmâm-ı Rabbânî olmak üzere Ehl-i sünnet îtikâdında olan büyük âlimlerin hayret uyandırıcı gayret, çalışma ve ilmî yüksekliklerinin çok büyük payı olmuştur.
Bu âlimlerin kitaplarında, Eflâtun ve öteki Yunan filozoflarının dinsizliği, bozuk inançları, sapıklıkları uzun uzun anlatılmaktadır. Bu filozoflar, âlemin bir yaratıcısı olduğunu söylemişlerse de, hak dinlerin bildirdiği şekilde Allahü teâlâya inanmamışlardır. Bunlar ve bu yaratıcıya “tabiat kuvvetleri” adını takanlar İslâm âlimlerince şiddetle reddedilerek, yanlışları ispat edilmiş ve bu inançlarının, onları îmânsızlıktan kurtarmadığı delilleriyle yazılmıştır. Çünkü bunlar, peygamberlere ve onların bildirdiklerine değil, kendi akıllarına güvenerek akıl ve hisleriyle anladıkları veya hayallerine gelen şeylere inanmaktadırlar. Böyle inanmak ise hiçbir ilâhî dinde makbul değildir, îmânsızlıktır. İslâm âleminin meşhur ve büyük kitaplarında Eflâtun ve talebelerinin âile, cemiyet, din, devlet ve peygamber hakkında söyledikleri şeylerin delillerinin çürüklüğü ve gülünçlüğü de açık ifâdelerle ortaya konmuştur. Bâzı kıymetli bilgilerin ise eski peygamberlerin kitaplarından ve dinlerinden alınmış olduğuna işâret edilmiştir.
Gene bu âlimlerin kitaplarında, mîlâdî takvimin başlangıcı kabul edilen “Mîlâd”, yâni Îsa aleyhisselâmın doğumu kabul edilen târihin hatâlı olduğu yazılıdır. Îsâ aleyhisselâm gizli dünyâya gelip, az bir zaman kalarak göğe çıkarıldığından ve kendisine yalnızca 12 havârî inanıp, Îsevîler az ve asırlarca gizli yaşadığından, doğum târihi tam ve doğru olarak tesbit edilemediğine dâir ciddî bilgiler ve mühim açıklamalar vardır. Bu bilgilere göre gerçek mîlâd (yâni noel gecesi) bilinenden 384 sene kadar önce vukû bulmuştur. Bu târih ise, Eflâtunun yaşadığı belirtilen yıllara rastlar. İmâm-ı Rabbânînin Mektûbât isimli kitabında, Eflâtunun Hazret-i İsa zamanında yaşadığı ve bu büyük peygamberin sözlerini işitince; “Biz, temiz, olgun, ilerici insanlarız. Bize doğru yol gösterecek kimseye ihtiyâcımız yoktur.” diyerek inanmadığı ve ölüleri dirilten, körlerin gözünü açan, abraşları iyi eden, o zamanki fennin, tekniğin, tecrübelerin yapamayarak âciz kaldığı şeyleri yapan bir insanı, hiç değilse aklın îcâbı olarak görmek, konuşmak, hâlini araştırmak lüzumunu bile duymayarak peşin peşin reddettiği yazılıdır. Bu durum Eflâtunun inatçılığı ve kendi aklına tapıcılığı olarak değerlendirilmektedir.İbn-i Asâkirin, Şâbîden verdiği habere göre, İsa aleyhisselâm ile Muhammedaleyhisselâm arasında 963 sene fark vardır.
Eflâtunun günümüze ulaşan eserleri, 34 dialog, 13 mektup ve Sokratesin savunmasından ibârettir. Bu eserlerin bir kısmı devlet, kânunlar, politikacı, safsatacılar, kutluluk üzerine, güzellik üzerine, yalan üzerine, zekâ üzerine, atlantis, cesurluk, arkadaşlık üzerine, bilim üzerine isimleri altında yayınlanmış
ve tanınmıştır.
2. Alternatif : Eflatun
Eflatun (d.
M.Ö. 427 - ö.
M.Ö. 347) çok önemli bir Antik Yunan filozofu. Hayatını geçirdiği
Atina’daki ünlü akademiyi kurdu. Asıl adı
Aristokles'di. Geniş omuzları ve atletik yapısı yüzünden, Yunanca
Platon (geniş göğüslü) lakabı ile anıldı ve tanındı.
thumb Giriş
Yirmi yaşından itibaren ölümüne kadar yanından ayrılmadığı
Sokrates’in öğrencisi ve
Aristoteles’in hocası olmuştur.
Atina’da
Akademi’nin kurucusudur. Eflatun’un felsefi görüşlerinin üzerinde hala tartışılmaktadır. Eflatun, batı felsefesinin başlangıç noktası ve ilk önemli filozofudur. Antik çağ yunan felsefesinde,
Sokrates öncesi filozoflar (ilk filozoflar veya doğa filozofları) daha ziyade materyalist (özdekçi) görüşler üretmişlerdir. Antik felsefenin maddeci öğretisi, atomcu
Demokritos ile en yüksek seviyeye erişmiş, buna mukabil düşünceci (idealist) felsefe, Eflatun ile en doruk noktasına ulaşmıştır. Eflatun bir sanatçı ve özellikle edebiyatçı olarak yetiştirilmiş olmasından büyük ölçüde istifade etmiş, kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca, ve şiirsel bir anlatımla süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır.
Modern filozoflardan
Alfred North Whitehead’e göre Eflatun’dan sonraki bütün batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şey değildir. Görüşleri
İslam ve
Hristiyan felsefesine derin etkide bulunmuştur.
Eflatun, eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör çoğunlukla
Sokrates’tir.
Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar.
Eflatun çoğunlukla görüşlerini
Sokrates’in ağzından açıklamıştır.
Eflatun, algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan
idealar ya da formlar dünyasının kusurlu kopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini savunmuş, insan ruhunun ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealar dünyasına ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri
ortaçağda İslam filozofları tarafından korunmuş ve İslam düşünce dünyasındaki
Yeni Eflatunculuk akımına neden olmuştur.
Rönesans sonrasında Batı Avrupa'da
Antik Yunancadan çevirileri yapılmıştır.
Felsefesi
Eflatun'un felsefesini, beş önemli kuram içersinde toplamak mümkündür. Bunlar, “bilgi”, “idealar”, “ruhun ölümsüzlüğü”, “evrendoğum” (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'in oluşumunu inceleyen bilim dalı) ve “devlet” ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanmasıdır. Yetkin bir yaşam, ancak erdemli bir hayat sürmekle elde edilebilir. Erdemin temeli “bilgi”, özü “idealar kavramı”, gerekçesi “evrendoğum”, güvencesi “ölümsüzlük”, yaşamsal sığınağı “devlet”tir.
Eflatun, elli yıllık uzun bir süre boyunca bu kuramsal yapıyı düşünmüş, ilintili felsefi meselelerle didişmiş ve bu arada görüşlerini düzeltip olgunlaştırmıştır. Bu yüzden Eflatun felsefesinin incelenmesi açısından en akılcı yol, bu değişim ve gelişmeyi takip ederek, öğretinin geçirdiği evreleri anlamaya çalışmaktır.
Sokratesçi dönem
"Gençlik dialogların" veya "Sokratik dialoglar"ın kaleme alındığı dönemdir. Bu çalışmalarda Eflatun, hocasının öğretisini, gerçeğe en uygun şekilde vermeye çalışan, katıksız bir Sokrates'çidir. Bilgi ve erdem sorunlarının irdelendiği etik içerikli bu konuşmalarda Eflatun, henüz felsefeyi ileriye götürme çabalarına girişmemiştir.
Geçiş dönemi
Eflatun felsefesi ile ilgili olarak mümkün olan en kısa tarifi vermek istersek, onun tıpkı
Sokrates öncesi “
Doğa Filozofları” gibi, mutlak ve değişmez olan ile değişen arasındaki ilintilerle ilgilendiğini söyleyebiliriz. İlk filozoflar, doğada mutlak ve değişmez olanı aramışlar, Eflatun ise hem doğada, hem de ahlak ve toplum yaşamında mutlak ve değişmez olanın peşinden koşmuştur.
Geçiş dönemi çalışmalarında, hareket noktasının sofist öğreti olduğunu görüyoruz. Sofist tezleri, bazen küçümseyici, çok kere de alaycı bir dille tenkit ettiğini bildiğimiz Eflatun'un bu seçimi, öyle pek gelişi güzel değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi, Thales'den Demokritos'a kadar tüm doğa filozoflarının felsefeye materyalist yaklaşımlarından sonra, insanı odaklayan ilk öğretiler, sofistler tarafından ortaya atılmış ve bu görüşler Eflatun'un ahlakçı ve toplumsal analizleri için müsait bir temel oluşturmuştur.
Bu aşamada Eflatun, sofistlerin hazza dayanan yaşam görüşlerini detaylı bir tartışmaya açarak, Sokrates öğretisini aşmaya karar vermiş görünmektedir. Yine de sofist disiplinin karşısına, ustasının "iyi" kavramı ile çıkar;
"İYİ, doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır."
Eflatun, bu tezin sağlam temellere oturtulabilmesinin, içerdiği "doğru" kavramının tarif edilebilir, hiç değilse araştırılabilir bir şey olması ile mümkün olduğunu kavramıştır.
Bu zorlu meseleyi çözmeye çalışırken; "Aradığımız şey bilinen bir şeyse, bunu aramaya gerek yoktur. Bilinmeyen bir şeyse, bulduğumuz şeyin aranan şey olduğunu nereden bileceğiz ?" sorusu ile sofistler, Eflatun'u zor duruma sokmuşlardır. Filozof bu meseleyi, Orpheus ve Pythagoras'çı öğretilerden edindiği "ruhun ölmezliği" kavramı ile çözmeyi deneyerek, Sokrates disiplinini aşma yolunda ilk adımı atmıştır.
Ruh ölümsüz olduğuna göre, aranan doğru ile daha önceki yaşam dönemlerinde muhakkak karşılaşmış olmalıdır. Ölümsüz bir ruh taşıyan insanoğlu için "öğrenmek", eskiden bilinen bir şeyi hatırlamaktan (anamnesis) başka bir şey değildir. Ancak ölümsüz ruhunu eski yaşamında gördüklerinden anımsadıkları son derece muğlak bilgilerdir. Üstüne üstlük, bir de bu dünyadaki doğrudan algılamaların getirdiği zihni karmaşa, bu bilgileri daha sallantılı tasavvurlar haline dönüştürmektedir.
Eflatun bir diyalogda, Sokrates'in ağzından şunları söylemektedir; "Ben bir ebeyim. Şu farkla ki, kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum. Benimle konuşmaya başlayan, önce bilmezmiş gibi görünür. Ama konuşma ilerledikçe açılır ve anımsamaya başlar. Bununla beraber, benden bir şey öğrenmediği bellidir. En güzel bilgileri, sadece kendi içersinde bulur ve ortaya koyar."
Böylelikle Eflatun öğretisinin, "doğru sanı" (orthe doxa) ve "bilgi" (episteme) arasındaki karşıtlık ile ruhta bilinçsiz bir halde mevcut, "doğuştan tasavvurlar" şeklinde özetlenebilecek iki ana görüşüne varılmış olmaktadır. Doğru sanı, muğlak ve süreksizdir. Bilgi ise bir temele, bir nedene (logos'a - Herakleitos öğretisinde Evren'e egemen olan yasa, düzen ve tanrısal aklı betimlemek için kullanılan sözcük) bağlanmakla, dayatılmakla sağlam ve sürekli olur.
Olgunluk dönemi
Sokrates'in "bilgi erdemdir" tezini daha bir derinlemesine irdeledikten sonra, iki tür bilmenin söz konusu olabileceği görüşünü öne sürer Eflatun. Doğru sanı (doğru algılama) ile bilgi, iki ayrı dünya yaratmıştır. Bir yanda meydana gelen ve yok olan, doğru sanının, rölatif gerçekliklerin dünyası, diğer yanda, sağlam ve sürekli, asıl gerçekliğin, "idealar"ın dünyası. (Le monde sensible et le monde intelligible)
Eflatun'un bilgi kuramının çıkış noktası Protogoras'çıdır. Bir şeyi bilen kişi, onu algılayan kişidir. Bu yüzden "insan her şeyin ölçüsüdür". "Algı, daima var olan bir şeydir. Bilgi olduğu için de şaşmaz" diyor Protogoras. Eflatun bu görüşe, Herakleitos'un, "var dediğimiz her şey, gerçekte oluş sürecinde olan bir nesnedir" şeklindeki "akış kuramı"nı katar. Eflatun,
Bilgi bir algıdır; (hatta aslında bilgi, bir algılama yargısıdır.)
İnsan her şeyin ölçüsüdür;
Her şey akış halindedir;
şeklinde özetlenebilecek kuramın, algılanan nesneler için doğru, gerçek bilgi açısından yanlış olduğu sonucuna varmıştır.
Ünlü idealar kuramı, işte bu bilgi (episteme) anlayışından doğmuştur. Bu kuram, hem mantık hem de metafizik içeriklidir;
İdealar dünyasından gelerek, insani beden ile birleşen ölümsüz ruhun amacı, asıl yurduna tekrar kavuşmaktır. Beden, bu isteğin gerçekleşmesine yardımcı olarak işlevini yerine getirmelidir. Bu kavuşmanın gerçekleşmesi, idealara ulaşmaya, ideaları bilmeye bağlıdır. Bu bilgi de yine bir anımsamadır. Ancak bu anımsama işleminin frekansı, ruh ve bedenlere göre değişkenlik gösterir. Eflatun'a göre ruhlardan çok büyük bir çoğunluğunun anımsadığı bulanık görüntülerdir. Ruhlardan küçük bir azınlıkta "algılama yetisi", daha az bir oranında "anlama yetisi" ve nihayet pek azında, ideaları tamamiyle hatırlayabilme, "akıl yetisi" vardır. Bu sonuncular, rölatif gerçeklerden algıladıklarına dayanarak, hangi ideaların hayalleri ile karşı karşıya olduklarını tanımlayabilirler. (Eflatun kendisini, bu kategori bireylerden saymaktadır.) Yeryüzü, idealar dünyasına benzer. Yeryüzündeki her nen, idealar dünyasından pay almıştır. Bu anımsama vetiresinin irdelenmesi Eflatun'u, "sevgi" (eros) kavramına götürmüştür. Yaşadığımız ve idealardan pay almış bu dünya'yı, objektif kriterler çerçevesinde algılayabildiğimizde, gerçeklere varabilmemiz mümkündür diyor ünlü düşünür. Eflatun'a göre bunun en çarpıcı örneğini, "güzel" kavramının değerlendirilmesinde görmekteyiz. Sevgi, güzele yönelmektedir. Zira güzel kavramı, idealar dünyasındaki gerçekliğin anımsanması sonucu verilen bir hükmü içermekte ve dolayısiyle sevgiyi yaratmaktadır. Eflatun sevgi'yi, (eros) bütün ölümlülerde rastlanan bir ölümsüzlük çabası olarak tanımlar. En basit hali ile eros, tüm insanlarda, kendilerini yaşatacağına inandıkları bir nesil yetiştirme iç güdüsü olarak görülmektedir. Ancak bazı insanlarda "eros" kavramı, daha üstün bir niteliğe bürünmüştür. Bu seçkin kişilerde, yani ideaları tamamiyle hatırlama yetisine (aklına) sahip bireylerde eros, bu güzelliklere ulaşmak ihtirası şeklinde tezahür eder. Bu arzuyu gerçekleştirebilecek bilgilerin eksikliğini hisseden seçkinler, bilgisizlikten kurtulmak çabası içersinde bulurlar kendilerini. Bu kişiler eros'u, dünyaya çocuk getirmekten öte bir işlev, idealara ulaşarak erdemli işler yapmak ve yeryüzünde sürekli bir isim, sonsuz bir şeref bırakmak çabası ve aşkı olarak görürler.
Felsefi meseleleri inceleyen birçok düşünür tarafından yazılan incelemelerde, "iyi, doğru ve güzel kavramları, insanoğlunun doğuştan sahip olduğu özelliklerdir" şeklinde dile getirilen Eflatun öğretisinin altında yatan düşünsel zincir budur.
thumb'nun çizimi ile Eflatun]] Yaşlılık dönemi
Eflatun bu aşamada, önceleri ele aldığı birçok konuyu tekrar gündeme getirerek, bir kez daha incelemiştir. İlgisi daha çok ahlaki (etik) sorunlar ile insanoğlunun mutluluğuna yöneliktir. Yetkin (kamil) insan yerine, yetkin toplumu tarif etme çabası içersindedir. Yetkin topluma ve dolayısiyle toplumsal mutluluğa erişmenin yolu, ideal devlet düzeni içerisinde yaşamaktır. Devlet yönetimi ile ilgili olarak en çok üzerinde durduğu konular, dostluk, hitabet ve siyaset san'atlarıdır. Eflatun'a göre sorunlar, ancak felsefe ile çözülebilir. Gerçek dostluk, hikmet sevgisi (eros) ile ruhları tutuşmuş insanların beraberliğinden başka bir şey değildir. Hitabet san'atı ise ruhun, bildiklerini sözlerle anımsatmaya çalışmasıdır. İnsanların doğal amaçları olan toplumsal mutluluğu sağlamakla görevli devlet yönetimi san'atı da, felsefe olmadan yapılamaz. Nelerin toplumsal mutluluğu yaratabileceğini, felsefeden başka hiç bir şey tarif edemez.
Bu noktada önemli bir zorlukla karşılaşmaktadır filozof. "Siyaset sanatı ve ideal devlet düzeninin gerektirdiği çözümleri sadece felsefe üretebilir." Ancak Eflatun, kendisinden çok sonraları stoacı düşünür Kıbrıs'lı Zenon'un (İ.Ö. 336 - 264) tasarladığı gibi, sadece bilge ve erdemli kişilerden kurulu bir akıllı insanlar toplumuna ulaşmanın imkansızlığını, hemen kavramıştır. Bu görüşünü de, "yığınlar hiç bir zaman filozof olmayacaktır" özdeyişi ile vurgulamaktadır. Dolayısiyle toplumları mutluluğa ulaştırmak, yönetimin bilge kişilere teslim edilmesi ile mümkün olur. Eflatun'a göre, "başa filozoflar geçmez, ya da baştakiler felsefe yapmazlarsa, insanlığın acıları asla sona ermeyecektir."
Devleti teşkil eden bireyleri, err ve bilgiyi sevenler. Bu ayırım bir başka şekilde şöyle ifade edilebilir; halk, askerler ve koruyucular. (Siyasette söz sahibi olanlar, koruyuculardır.) Toplumu meydana getiren fertlerin tamamı, bu üç özellikten birini, diğerlerinden daha fazla arzu edecekler ve isteklerine, ideal devlet düzeni içersinde ulaşacaklardır.
İdeal devlet kavramı içersinde, genç nesillerin eğitimi için şiir ve musikiye verilen önem, "güzel sevgisi"ni öne çıkartan bir anlayıştır. Eflatun, idealara estetik yolu ile erişme metodu (estetik yolu ile anımsama) olarak tarif edilebilecek bu görüşten zamanla vazgeçmiş, daha objektif sayılabilecek bir yönteme, matematiğe doğru yola çıkmıştır. Matematiği kullanarak idealara ulaşılabileceğini düşünen filozof için bu çaba, bir bakıma ruhun idealar dünyası özlemi ile bu gayeye yönelik bitmez tükenmez bir gayret anlamını da taşımaktadır. Ruh, beden içersinde bir hapishanededir. (Sima Sema) Buradan ruh, kendisini ancak bilgi ve erdem ile kurtarabilir. O halde bilge kişi, idealar dünyasına özlem duyan bir ruh taşıdığının şuurunda olarak, kendini ölüme hazırlamış olmalıdır. (Nasıl ki Sokrates kendini ölüme hazırlamış ve yaşam karşılığı hiç bir ödün vermemişse...) Yukarda değinilmiş bulunan anımsama (anamnesis) süreci, ruhun daha evvel de var olduğunun kanıtıdır. Bu aşamadaki ölüm özlemi ise, ruhun ilerde de varolmaya devam edeceğinin göstergesidir. Ruh ölümsüz olmasa idi, böyle bir istek duymazdı. Ruh bu yüzden, öncesiz ve sonrasız diye tarif edilen idealardan biridir ve dolayısiyle kökü, idealar dünyasındadır.
Yaşlılık dialoglarında Eflatun, doğa meselelerini de ele alarak, yeni bir dünya görüşüne varmayı denemiştir. Bu analiz hemen tamamı itibariyle Anaksagoras'ın teolojik görüşünün didik, didik edilmesi şeklindedir. Doğa'da bütün olup bitenler bir amaca (telos) yöneliktir. Her şeyin gerçek nedeni "Nous"dur. Tanrısal akıl ya da doğrudan Tanrı olarak tarif edilen "Nous" işe karışmadan önce Evren, Demokritos'un materialist (özdekçi) öğretisi ile betimlediği mekanik bir tözdür. Eflatun'a göre, Nous tarafından biçimlendirilerek "Kaos'dan düzene" geçirilmiş, ruhu ve zekası olan bir canlıdır Evren. Büyük düzenleyici, kendisi gibi önsüz ve sonsuz bir töz bulmuş ve ona biçim vermiştir. Evren, Tanrı tarafından bilinen "dünya ideası"na uygun olarak ve benzetilerek biçimlendirilmiş bir görüntüdür.
Küre biçimindedir. Zira, her noktası benzer olan tek şekil küredir.
Döner. Zira, eli ayağı olmayan, küre biçimindeki bir töz için tek yetkin devinim dönmedir.
Tektir. Zira, yetkin bir kopye olarak yapıldığından, birden çok olamaz.
İlksiz ve sonsuzdur. Zira, aslı, ideası, ilksiz ve sonsuzdur.
"Nous" her şeyi, her şey için iyi olana göre düzenler. En büyük ve en doğru düzenleyicidir.
Bir evrim daha geçiren Eflatunik düşüncede "güzel" kavramı, artık yerini "iyi"ye, ama "herkes ve her şey için iyi olana" bırakmıştır. Değerler skalasının en üstüne yerleşmiştir "İYİ" Böylelikle iki kavram özdeşleşmiş olmaktadır. Nous veya Tanrı, "iyi"nin ta kendisidir. Yarattığı ve biçimlendirdiği dünya da, eksiksiz ve yetkin olmalıdır. Bu eksiksiz ve yetkin dünya, idealar dünyasıdır. Duyumlar dünyası ise, tanrısal bir takım sınırlamalar nedeniyle, idealar dünyasına, ancak olabildiğince uygun olacaktır.
Değerler skalasında "iyi" kavramının altında sıralanacak çeşitli erdemlerin yerlerinin belirlenmesinde matematik, bir ayıraç olarak kullanılmalıdır. Ancak bu yolla aşağı doğru bir sıralama yapılabilir. Yukarı doğru yapılması gerekli bir sıralamada ise, dialektik kullanılacaktır. (Eflatun, tümdengelim veya tümevarımı ifade eden hiç bir sözcük kullanmamıştır eserlerinde. Buna rağmen, bu tür tariflerden adı geçen metotları en azından bir kavram olarak disipline etmiş olduğu anlaşılmaktadır.) Yukarıya doğru yapılacak analizlerde çıkış noktası olarak kullanılacak varsayımlardan (hypothesis) hareketle hedeflenen sonuç, "temel töz"e (arkhe) ulaşmak olmalıdır. Arkhe'ye bu aşamada yüklenen tanrısal nitelik, metafizik açıdan dikkate değer bir özellik meydana getirmektedir.
Eflatun felsefesindeki bu değişim çok enteresandır. İlk filozoflar veya doğa filozoflarına ait materyalist felsefenin, temel töz'e (arkhe'ye) ulaşmak yönündeki idealine, metafizik yolu ile bir dönüşümü içeren, çok geniş çaplı bir daire böylece tamamlanmaktadır. Dış bağlantılar
[http://www.thalesinyolu.com/index.php?op=NEArticle&sid=50 Platon ( Eflatun ) Kimdir?]
[http://www.davemckay.co.uk/philosophy/plato Eflatun] (İngilizce)
[http://www.gutenberg.org/browse/authors/pa93 Eflatun (Gutenberg 1)] (İngilizce)
[http://www.gutenberg.org/browse/authors/pa688 Eflatun (Gutenberg 2)] "Spurious and doubtful works" (İngilizce)
İlgili Olabilecek Başlıklar: